Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Fatih öldü mü, öldürüldü mü?

Fatih öldü mü, öldürüldü mü?

Hiç gözünüze çarptı mı bilmiyorum, bir süreden beri bendeniz Tv. Net’de “Tarihçe” isimli bir tarih programı yapıyorum.
Televizyon programı yapmaya karşı uzun süren bir direniş içinde olduğumu itiraf edeyim. Çünkü fazla tanınmak istemiyorum. İnsan ne kadar tanınırsa, huzuru ve rahatı o kadar kaçar. Dikkatler tanındığınız ölçüde üzerinize döner. Ne giydiğinize, ne yediğinize, nasıl yediğinize dikkat edilir. Oysa ben özgürlüğüme çok düşkünüm.
Şöhret âfettir! Zamanla “istediğiniz gibi” davranmayı bırakıp “istendiği gibi” davranmaya başlarsınız. Bu süreç kişinin “kendisi” olmaktan hızla çıkıp “rol” yapmaya kaydığı bir süreçtir. İnsanı “kendisi” olmaktan, bir bakıma da “orijinalitesi”nden uzaklaştırır.
Bu yüzden fazla tanınmaktan daima korktum. Fazla tanınmaktan korktuğum için de, televizyonlardan uzak durmaya çalıştım.
Ama bir yerden sonra, artık kaçamıyorsunuz. “Faydalı” olduğuna inandığınız bir “proje” geldiğinde, sırf şahsi rahatınız ve huzurunuz için, reddedemiyorsunuz.
Ben de edemedim ve kendimi bir televizyon kanalında buldum.
Bir yönüyle çok sevindirici: Zira yıllardan beri tarihi Türkiye’nin git gide magazinleşen gündemine getirmeye çalışıyorum.
Sonunda oldu sanırım. Artık pek çok televizyon kanalında tarih programı var. Kimi fazlaca magazinsel, kimi fazla ders havasında... Ne olursa olsun, tarihin bir vakıa olarak televizyon ekranlarına gelmesi son derece memnuniyet vericidir.
Bu çerçevede bendeniz de, Tv. Net’de, bir süreden beri tarih programı yapmaya çalışıyorum. Program Çarşamba günleri saat 20.10’da canlı olarak yayınlanıyor. Bu program çerçevesinde sorulara anında cevap vermeye çalışıyorum. Bunlardan bazıları o kadar önemlidir ki, Vakit’deki sütunuma taşıma zarureti duyuyorum. Bugün de bu sorulardan birinin üzerinde duracağım…
Güngören-İstanbul’dan Coşkun Çetinkaya soruyor: “Fatih Sultan Mehmed vefat ettiği zaman hangi sefere gidiyordu? Bu sefer sırasında zehirlendiği doğru mudur?”
Hemen söyleyeyim: Fatih’in zehirlendiğini iddia eden tarihçiler olduğu gibi, kalıtımsal bir hastalık olan “Nikris=Gut” hastalığından öldüğünü söyleyen tarihçiler de var.
Bu arada hatırlayalım ki, 03 Mayıs Fatih’in ölüm yıldönümüdür. Koca Hünkâr 03 Mayıs 1481 Perşembe günü ikindi üstü Hakk’a yürümüştür.
Sefere çıkmıştı. Önden giden ordusuna katılmak üzere Maltepe’ye geçmiş, önceleri “Tekfur Çayırı”, sonraları ise “Hünkâr Çayırı” denilen yerde kurulu Otağ-ı Hümayun’a gelir gelmez yatağa girmişti. Bir daha da yataktan çıkamadı. Nihayet 03 Mayıs 1481 Perşembe günü ikindi vakti Kur'an sesleri arasında ebedî hayata geçti. Henüz 49 yaşındaydı.

Fatih’e muasır tarihçilerimizden Âşık Paşazade şöyle yazıyor:
“Vefatuna sebep, ayağunda zahmet vardı. Tabipler ilâcundan âciz oldular. Ahir tabipler cem oldular, ittifak ettüler, ayağundan kan aldular. Zahmet ziyade oldi. Şerab-ı fariğ virdüler: Allah rahmetine vardı.”
Ve Fatih’in ağzından doktorları suçluyor:
“Tabipler şerbeti kim virdi Hane/ O Han içdi şerabı kaane kaane…
“Ciğerin doğradı şerbet o Hanun/ Hemandem zari itti yane yane…
“Didi: ‘Neycün bana kıydı tabipler?’… /Boyadular ciğeri canı kaane.
“İsabet itmedi tabib şerabı/ Tımarları kamu vardı ziyane.
“Tabipler Han’a çok taksirlik itti/ Budur doğru kavil düşme gümane.”

Tarihçi Babinger’e göre, Fatih zehirlenerek öldürüldü. Babinger haklı olabilir: Çünkü Venedik Cumhuriyeti, Fatih’e tam 14 suikast tezgâhlamış olmakla sabıkalıdır.
Babinger, bu iş için Venedik Cumhuriyeti’nin, Yahudi hekim Laestro Iacopo’yu kullandığını belirtiyor.
Yahudi hekim İstanbul’a gelip güya Müslüman olarak “Yakub” adını almış, Padişah'ın itimadını kazanarak paşalıkla ödüllendirilmiş ve Fatih’in özel hekimleri arasına girmeye muvaffak olmuştu.
Yine Babinger’e göre, Iacopo, mel’un plânı gerçekleştirdiği taktirde Venedik Hükûmeti’nden büyük miktarda para alacak, ayrıca neslinden gelecek olanlara Venedik vatandaşlık hukuku tanınacak (o devirde Osmanlı Devleti’nin dışında yaşayan Yahudilerin hemen hiçbir hakkı yoktu), bütün vergilerden ve mükellefiyetlerden muaf tutulacaklardı.
Babinger, Fatih’in öldürüldüğünü kesinliğini ifade ettikten sonra, dönme hekimin asker tarafından yakalanarak paramparça edildiğini de kaydediyor.
Fatih’in ölüm haberi “La Grande Aquile è Morta = Büyük Kartal Öldü” başlığını taşıyan ve İstanbul sefaretinden gönderilen bir mektupla, olaydan 16 gün sonra, Venedik’e duyuruldu.
Papa, kiliselere gönderdiği bir talimatla “şükür ayini” yapılmasını ve çanların üç gün üç gece çalınmasını istedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi