Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Nereden geldiğini bilmeyenlerin nereye gideceği de belli olmaz

Nereden geldiğini bilmeyenlerin nereye gideceği de belli olmaz

Önce şu ilginç hikâyeye bir göz atalım, sonra bize söz düşerse diyeceğimizi diyelim.
Bir zamanlar Ayaz adında bir köle vardır. Takdir bu ya, Ayaz bir gün Sultan Mahmut’un kölesi olarak saraya girer. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sever ve sultanın öylesine itimadını kazanır ki; bütün saraya haznedar tayin olunarak en kıymetli zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir.
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olurlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevkinin verilmesini, kendi seviyelerine, rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedemezler. Bu duygular içinde, özellikle sultanın huzuruna çıkarak ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlarlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yaparlar.
Dedikodu rüzgârlarının fısıltı halinden çıkıp, yüksek sesle dillendirilmeye başlandığı günlerin birinde sultanın duyabileceği şekilde saraylıların şunları konuştuğu işitilir;
“Köle Ayaz’ın sık sık hazineye girdiğini biliyor musun? Aslında her gün gidiyor; hatta izinli günlerde bile gidip orada saatlerce kalıyor. Onun mücevherlerimizi çaldığından adımız gibi eminiz. Yoksa ne diye saatlerce hazinede kalsın, sultanımız ne diye bu köleye güvenir ki; bizler gibi asiller varken, nasıl olur da hazineyi kıymetsiz birine emanet eder.”
Sultan, söylenenleri duyunca kulaklarına inanamaz. Çok sevdiği saraylılar bunları dile getiriyorsa, bu işin içinde bir bit yeniği olmalıdır. Böyle düşünür ve “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” diyerek, o da hazine dairesine gidip Ayaz’ı gözetim altına almak ister. Hazineyi dışarıdan görebilecek bir yere kurulup, Ayaz’ın içeri girmesini bekler ve seyretmeye hazırlanır.
Köle Ayaz işlerini bitirmiş ve istirahata çekileceği sırada yolunu hazineden yana çevirerek sessizce içeri girer. Sultan da gözetleme mekânında yerini almıştır. Ayaz içeri girer, kapıyı kapatır ve doğruca gidip sandığın önünde diz çökerek kapağı usulca kaldırır ve içinden bir şey çıkarır. Sandıktan çıkardığı küçük bir bohçadır.
Bohçayı önce öper, alnına koyar, sonra da yine yavaşça bohçayı açar. Bohçanın içinden çıkan, köleyken giydiği yamalı yırtık oldukça eski bir elbisedir. Köle Ayaz, hemen saraylı giysilerini çıkarır, bu elbiseyi giyer ve aynanın karşısına geçerek kendi kendine şunları söyler:
“Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diyerek sözlerini sürdürür; “Sen daha düne kadar bir hiçtin. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, sultanın eliyle rahmetinden belki de hiç hakketmediğin nimetler lutfetti. İşte Ayaz, şimdi buradasın ama asla nereden geldiğini unutma. Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, daima hatırla.”
Köle Ayaz kendi kendisine yaptığı bu konuşmadan sonra sandığı kapatır, kilitler ve sessizce kapıya doğru yürür. Hazine dairesinden çıkarken birden sultanla yüz yüze gelir. Çok mahcup olur, utanır sıkılır, bir suç işlemiş gibi sultanın yüzüne bakamaz, boynunu büker ve sultandan yiyeceği azara hazırdır.
Sultanın gözleri Ayaz’ın üzerindedir, lâkin göz göze değillerdir. Sultan şefkatle Ayaz’ın yüzüne şefkat elini dokundurarak, kendi yüzüne bakmasını işaret eder. Ayaz sultanla göz göze geldiğinde, sultanın yanaklarından aşağı doğru gözyaşlarının aktığını görür. İkisi de tek laf etmezler. Sonra sessizliği sultan bozar ve der ki;
“Ey köle Ayaz! Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedarıydın, şimdi kalbimin de hazinedarısın. Bana, benim de önünde bir hiç olduğum Yüce Sultanım Allah’ımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğine dair ders verdin. Rütbe, makam, şan, şöhret, mal mülk, hazine, saray ve bilumum varlıklar hep O’na aittir. Biz sadece emanetçiyiz. Var olasın.”
Evet, hikâyemiz böyle. Biz saraylarda değiliz, sultan değiliz, Ayaz değiliz ama bize bahşedilen ömrümüz de bizim hazinemizdir ve bu hazine esas sahibine bir gün dönecektir. Sahibine dönmeden önce hazineyi nasıl teslim edip etmeyeceğimiz önemlidir. “Nereden geldik, nereye döneceğiz” sorusuyla hemhal olmak lazım. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi