Sakin olalım.. Fevri çıkışlar yapmayalım.. Sadece bizim için değil, sorumlu makamlarda oturanlar için de geçerli bu ilkeler..
Tabiî bu arada Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için de..
Ses tonu ile.. Kullandığı cümleler ile.. Konuşmasının içeriği ile, belli ki Genelkurmay Başkanımız çok sinirlenmiş.
Şahsen ben; bu kızgınlığın, direkt terör örgütüne yoğunlaşmasını tercih ederim. Bu vesile ile de, bugünden sonra sınırdan hiçbir illegal geçişe izin verilmeyecek şekilde, ne gerekiyorsa yapılmasını, bunun için de devletin tepesindekilerin tam bir işbirliği içinde hareket etmelerinin zorunluluğuna dikkat çekmek isterim.
Evet; Genelkurmay Başkanı, belli ki çok sinirlenmiş..
Ancak, bu ülkede tek sinirlenen o değil ki..
Biz de sinirleniyoruz... 17 şehidimizin olduğu bir günde, bir komutanın golf oynamaya devam etmesindeki dikkatsizliğe sinirleniyoruz.
Bir askeri mekânın, işadamlarının zevki için tahsis edilmesine sinirleniyoruz.
Ama dikkat edin, her cümlemiz, itina ile seçiliyor..
İfadelerde, kastı aşan bir niteleme olmamasına dikkat ediyoruz.
Sinirimize mağlup olup, mantıksız suçlamalarda bulunmamaya özen gösteriyoruz.
Sayın Başbuğ da, kendisini bu denli kızdıran olay ne ise, ondan bağımsız olarak olayları yorumlamaya çalışmalı ve itidali elden bırakmamalı, çelişkili açıklamalardan kaçınmalı idi.
Ne gibi çelişkili açıklamalar?
Örneğin; dünkü açıklamasında diyor ki, “herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum.”
İyi de, bu cümle iyi hazırlanmış bir cümle mi?
Bence değil.
Niçin değil, son olaylarla tartışalım..
PKK, Aktütün’e baskın düzenledi..
Bu olayda, “doğru” kim?
Bir tek kişi çıkıp da, “PKKhaklıdır. TSK’ya karşı desteklenmelidir. Bu baskın, doğrudur” diyor mu?
Demiyor. Diyemez de zaten.
Demek ki herkes, bu baskın olayında, TSK’dan yana..
Daha az askerimizin zarar görmesi isteniyor. PKK’nın daha çabuk bitirilmesi isteniyor.
Ama neye itiraz ediliyor?
Komutanlarımız daha dikkatli olsunlar.. Böyle vahşi bir terörle mücadele ederken, daha fedakâr olsunlar.. Örneğin; bayram tatilinde bile, bayram sonrasındaki idari izinli oldukları günlerde bile, duyarlı olsunlar.. Golf oynamayı değil, Ankara’da görevlerinin başında olmayı tercih etsinler..
Buyurun söyleyin; Vakit’in yayınlarında, “doğru hangisi” tartışmasında ihtilaf edeceğiniz başka bir konu var mıdır?..
Ki, bu konuda da, sizin açıklamalarınızın / açıklamamalarınızın değil, Vakit’in tesbitinin “doğru” olduğu apaçık ortada değil mi?
Söyleyin Sayın Başbuğ, “Askerlerimiz şehid olurken, komutanlarımızın hepsi Ankara’da olmalı idi. Olayları birinci elden izlemeli idiler. Golf ile meşgul olan tek bir komutan dahi olmamalı idi” eleştirisinin, yanlış olduğunu hangi akıl iddia edebilir?
Buna yanlış değil, olsa olsa “Komutanlardan bu kadar fedakârlık istemeyin” itirazı belki yapılabilir ama, SayınBaşbuğ’un gönlü, böyle bir eleştiriden yana olamaz herhalde!
Son olaylar bağlamında bakarsak, başka ne denilmişti Vakit gazetesinde?..
Harp Akademileri Komutanlığı içinde, 260 işadamının oynayacağı golf alanının ne işi var?
Söyler misiniz Sayın Başbuğ, burada “doğru” nedir?
Doğru; “Golf oynamak isteyen işadamlarına, askeri alanları tahsis etmeliyiz” şeklindeki görüş müdür?
Yoksa, “Bu konuda çok eski yıllara dayanan bir uygulama varmış. Hemen düzeltilmesi için gerekli plan yapılmış ve uygulamaya geçilmek üzeredir” açıklaması mı?
Söyleyin de, açıkça tartışalım ve “doğru”yu birlikte tesbit edelim..
“Akredite uygulaması mı doğru, yoksa tüm milletin ortak değeri olan ‘ordu’nun, herkese eşit mesafede olması mı” tartışmasına, hiç girmeyelim.
Ama orada da, TSK’nın “doğrusu”nun, çok yanlış bir “doğru” olduğu izahtan vareste değil midir?..
Hem “doğru yerde durun” diye çağrıda bulunuyorsunuz.
Hem de gerekçe bile göstermeden, bazı kişi ve kuruluşları; “doğru” olarak tanıttığınız “kendi kurumunuzun yanında görmek” istemiyorsunuz!
Bu açık bir çelişki değil mi?
Çağrımızı yineleyelim.. Sakin olalım..
Hiç mi olmasın bugünden sonra “doğru”yu daha akılcı metodlarla, şeffaf şekilde tesbit edip, herkesi o “doğru”nun yanına çağıralım.
Fevri açıklamalarla, başında olduğumuz kurumların itibarlarını zedelemeyelim..
Bakar mısınız SayınBaşbuğ’un şu açıklamasına: “Bu olay, Bayraktepe’de meydana gelen olay, bölücü terör örgütü açısından adeta bir intihar saldırısıdır.”
Bu tesbit doğru mudur şimdi?
Bu tesbitin doğru olması için, örgüt olarak intihar saldırısı düzenlediği ileri sürülen PKK’nın, şu an bitmiş olması gerekir.
Nasıl ki; bir terörist üzerindeki bombayı patlatarak intihar saldırısını gerçekleştirdiğinde, canlı kalması pek mümkün değil ise; PKK’nın da örgüt olarak intihar saldırısı diye nitelendireceğimiz bir eyleminden sonra, artık hayatta kalma ihtimali olmaması gerekir.
Yani; saldırı ile belki bu ülkeye büyük zararlar vermiş olabilir ama, örgütün kendisi de tümüyle ortadan kalkmış olması gerekir.
Peki gerçek öyle mi?..
Öyle olsaydı, eminim 17 şehidin tamamının ailesi, “Hakkımız helal olsun” diyeceklerdi. Gönül rahatlığı ile, “Vatan sağ olsun” diyeceklerdi. Ama biliyor ve görüyoruz ki; Genelkurmay açıklamasında bile, PKK’lıların sadece 23, sonraki günlerde vurulanlarla birlikte toplan 30’a yakın ölüsü var. Peki bu nasıl bir intihar saldırısı oluyor?
Lütfen Sayın Komutan, “doğru”ları siz bize dikte ettirmeyin... “Doğru”ları sizin diktenizle değil, tartışarak tesbit edelim. Sizin her dediğiniz, “doğru” olmayabilir.. “Golf”te olduğu gibi.. “Golf sahası”nda olduğu gibi. “Akredite”de olduğu gibi.. “İntihar saldırısı” tesbitinizde olduğu gibi..
Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah’ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
Al-i İmran Suresi 137. Ayet
BİR HADİS
"Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"
Müslim, Mukaddime 4