Ali Karahasanoğlu - Vakit
akarahasanoglu@vakit.com.tr
2008-12-05
Cemevi, “devrim kanunları”na aykırı değil mi?
Benim şahsi düşüncemi sorarsanız, ben özgürlükten yanayım..
Ama bana sürekli yasaklar koyanların, mevcut kanunlardaki yasaklarla da yetinmeyip, mahkeme kararları ile ek yasaklar koymaya kalkışanların, kendileri için kanunlardaki yasakları bile yok saymaya kalkışmalarını da gözler önüne sermem gerekir.
Cemevlerinden bahsedeceğim.
Cemevlerinin açılması, yaygınlaşması; eğer bir ihtiyaç olarak görülüyorsa, benim için de hiç sorun değil.
“Bir özgürlüktür” der, geçerim..
Ama, üniversitedeki öğrencinin başındaki örtüye bile “devrimkanunları” gerekçesi ile karşı çıkanların, devrimkanunlarının anası konumundaki 677 sayılı kanundaki yasaklamalara ne diyeceklerini de merak ediyorum.
Öyle ya, 677 sayılı kanunda ve diğer kanunlarda açıkça başörtü yasağı şeklinde bir düzenleme olmadığı halde, insanlara bu yasak dayatılıyor.. Kanunlarda yasak olmaması bir yana, üniversiteler için, “kılık kıyafet serbesttir” şeklinde, bugün dahi bir kanun maddesi olduğu halde, başörtü yasağı fiilen yürürlükte..
Sonra geliyoruz, cemevleri konusunda açılımlar tartışılırken, hiç kimsenin aklına, “devrimkanunları” gelmiyor..
Birileri bizim önümüze, “devrimkanunları”nı gerekçe göstererek, yasaklar koyuyorsa, biz de onların önüne, aynı kanunları koyarak yasakları dayatalım anlamında söylemiyorum.
Ama, bize yasak dayatanlarla, “cemevi konusunda açılım isteyenler” aynı görüşün elemanları ise, yine oynanan tiyatroyu öylece seyir ile mi yetineceğiz?
Buyrun, “devrim kanunları” diye edebiyatı yapılan kanunların en önemlisini bir okuyalım..
Önce kanunun ismini vereyim: “Tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun”!
Kanun, 30.11.1925 tarihini taşıyor..
Hemen birinci maddesi de şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.”
Anlamı kısaca şu: “Tekke ve zaviyeler kapanmıştır. Cami veya mescid şeklinde olanlar ise korunacaktır.”
Tekke ve zaviye ile ifade edilen şey, aslında cemevlerini de içerir..
Ben maddenin tümünün yanlış olduğu iddiasındayım.. Ama bu tartışma ayrı..
Şu an, daha vahim bir durum var..
Birileri, bu kanunları gerekçe göstererek, insanların özgürlüklerini kısıtlıyor. “Şöyle giyinemezsiniz, böyle örtünemezsiniz” diyor.
Sonrasında ise, o kanunlarda açıkça düzenlenen bir yasağı delmeye kalkışıyorlar..
Delmek de ne kelime, tam aksi uygulama talebinde bulunuyorlar..
“Cemevlerine, kanuni düzenleme istiyoruz” diyorlar.
Peki, 677 sayılı kanun orada dururken, nasıl olacak bu iş?
“Cemevine kanuni düzenleme” isteyenler, bir izah ediversinler bu işi..
Çıkarılacak kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptale mahkûm olmaz mı?
Objektif olarak bakarsanız, tabii ki iptale mahkûm..
Ama talepçiler de biliyorlar ki, bu ülkede hukuka göre karar verilmiyor ki!..
Yasak olmayan fiiller bile, “egemen güçler”in arzusu ile yasak gösterilebiliniyor.
Yasak olanlar ise, yine “egemen güçler”in sayesinde, serbest hale getirilebiliniyor..
En güzel örneği de, başörtü yasağının, “devrimkanunları” gerekçe gösterilerek, mahkeme kararları ile yasaklanması. Kanunda olmayan bir yasağın, mahkeme kararı ile uygulamaya konulması..
Cemevlerinin ise, “devrimkanunları”nda açıkça yasak olmasına rağmen, fiilen açık olması.. Hatta şimdi, bir de kanuni düzenlemeye tabi tutulmaya kalkışılması..
Tekrar belirteyim, cemevlerinin açılması, hatta kanuni güvencelere bağlanması, beni hiç rahatsız etmez.
Başörtülü öğrenciden kimsenin rahatsız olmamasını istediğim gibi, cemevlerinden de kimsenin rahatsız olmamasını istemek, benim dürüstlük anlayışımın bir gereğidir.
Ama, bu dürüstlük; sadece bize değil, karşımızdaki insanların da üzerine bir görevdir.
İman edip hicret eden ve Allah (c.c) yolunda mallarıyla,canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah (c.c) katında daha üstündür..."
(Tevbe: 20)
"Muhacir, Allah'ın (c.c) yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terk eden kimsedir."
(Buhâri)
BİR DUA
BİR VECİZE
"Çünkü muradımız Sensin/ Gayrin sedasını kaldır/ Pak eyle gönül hanesin/ Kendi aşkınla doldur..."
(Aziz Mahmud Hüdâyi)
İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü, serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur.
(Hz.Ali (r.a))
BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
Pakistan'ın, 1960 darbesini gerçekleştiren cuntacılardan, Başbakan Adnan Menderes'i asmamaları için ricada bulunduğu ve Menderes'in idam edilmesi yerine Pakistan'a gönderilebileceğini bildirdiğini, cuntacıların ise Pakistan'ın bu isteğini reddettiğini biliyor muydunuz?
Türkiye'den ve dünyadan tüm son dakika haberleri ve gelişmeleri doğru haber'in vakti habervaktim'de