Serdar Arseven

Serdar Arseven

İsmail Nacar Hürriyet’i tufaya getirmiş!..

İsmail Nacar Hürriyet’i tufaya getirmiş!..

—Bu haftanın “Cumartesi Sohbeti”ne renkli bir konuyla girelim istiyorum. Hürriyet “Atma Hocam, din kardeşiyiz” başlığı ile Vakit’e yüklendi… Nedir bu mesele?..
—İsmail Nacar’ı bilir misin?
—Evet, kadın programlarına çıkıyor. Seda Sayan filan… Neresi ne kadar sarkmış, niye sarkmış, İslam’ın Selülit konusundaki hükmü neymiş… Vesaire…
—Ya bırak şimdi, Nacar’la dalga geçmeyi… Adamı çağırıyorlar işte, cazibesi var. Sana ne…
—Neyse… Ben, Hürriyet’in manşetini sordum, siz Nacar’a girdiniz. Alâkası ne?..
—Ya bu İsmail Nacar var ya… Vakit’in Süleyman Uludağ adlı bir zattan beyanat aldığını görünce, “Hele Hürriyet’e bir gol atayım… Haberim de çıkmış olur!..” diye düşünüyor…
—Eee…
—E’si… Hürriyet’i arayıp, “Bakın, Hüseyin üzmez olayı da gündemde… Vakit’in görüş aldığı adamın şöyle bir kitabı var… Bu kitapta şunlar, şunlar yazmakta” bilgisini veriyor… Vakit’in görüş aldığı adam, kitabında bir Şeyh’ten bahsediyormuş… Dur bak gazete de elimin altında, oradan okuyayım: “üzmez’le ilgili yayınlara ‘fitne’ diyen Vakit gazetesinin görüş aldığı İlahiyat Profesörü Süleyman Uludağ, ‘Sufi Gözüyle Kadın’ kitabında bir gecede 60 kez ilişkide bulunan şeyhleri anlatıyor!!!”
—Abuk sabuk laflar…
—Evet, o kitaptan bir “menkıbe!..” İsmail Nacar’a dönecek olursak… Hürriyet’i arıyor işte, böyle bir haber yapmalarını ve kendisinden de görüş almalarını telkin ediyor…
—Neden Hürriyet?
—Neden olacak, İsmail Nacar’a bir “sazan” lazım! En uygun gazete olarak Hürriyet’i seçiyor! Bayan muhabire, Vakit’in böyle şeyler yazan bir adamdan beyanat aldığını filan anlatınca… Karşı taraf hevesleniyor! İşin ucunda Vakit’e saldırmak var ya…
—İsmail Nacar da uyanık adammış doğrusu… Eee, merak ettim sonra?..
—Efendim… Vakit’in haber sayfalarında da okuduğunuz üzere, Vakit’e saldırmak için kullandığı bu ifadeler meğer Hürriyet’in okuyucularına hediyesiymiş…
—Hediyesi?.. Hürriyet, bir gecede 60 kez ilişkiye giren Şeyh’in menkıbelerini mi vermiş yani?!.
—Aynen öyle!.. Ahmed Eflakî Dede’nin Menâkıbu’l ârifin yani Ariflerin Menkıbeleri adlı 2 ciltlik eseri, İstanbul üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin o zamanki öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tahsin Yazıcı tarafından tercüme edilmiş… Bu tercüme de, Hürriyet gazetesi tarafından okuyuculara hediye edilen, “Büyük Klasikler Serisi” içinde neşredilmiş… İşte bu kitabın 1. cildinin 417. sayfasında, Hürriyet gazetesinin, Süleyman Uludağ’ı daha doğrusu sırf ondan bir konuda görüş almış olmasından dolayı Vakit’i vurmak için kullandığı o bölümler aynıyla yer alıyor!..
—İsmail Nacar, Süleyman Uludağ’ın kitabında geçen bir ifadeyi, Hürriyet’in dikkatine sunmuş!.. Tamam da… Kendisi, bu ifadelerin Hürriyet’in okuyucularına verdiği kitapta yer aldığını biliyor muymuş bunu yaparken?
—Ben de onu söylüyorum ya… Nacar’ın bilmemesine imkan var mı?.. Bu konuları derinlemesine takip eden İsmail Nacar gibi bir zat; bu “eser(!)”in Hürriyet promosyonu olduğunu gözden kaçırır mı?.. Bal gibi biliyordu ama Hürriyet’i uyandırmış olsaydı, amacına ulaşamazdı ki!.. Uyanık Nacar hem Hürriyet’i tufaya getirerek hemşerisi Hüseyin üzmez’in intikamını almış hem de habere görüşle katkıda bulunmak suretiyle gazeteye çıkmış oluyor, böylece… E, bakın ben de ondan bahsediyorum… Bunların hepsi Nacar’ın kâr hanesine…
—O zaman kötü bir şey yapmamış oluyor Nacar, size göre?..
—E, tabii… Hürriyet’in kendi dağıttığı kitapta yer alan ifadelere saldırmasını sağladı. Vakit düşmanlığı yapacağım derken, baltayı taşa vurmasını sağladı… Kötü bir şey olur mu?.. Aferin Nacar, aferin!.. Aferin, iyi tufaya getirdin Hürriyet’i!..
—Ben de mi bir aferin çeksem?..
—çek istersen!..
ŞENER’E, A.H.C. TEZGâHI!..
—İsterseniz geçelim… Bu Vatan gazetesi, Abdüllatif Şener’e saldırdı. Siz de Şener’i himaye ettiniz… Niçin?..
—Ya o da matrak hikâye… Akıllar dağıtılırken kartel önde gelenleri neredeydi acaba… Abdüllatif Şener’in Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde, Rüşvetçi bir TMSF üyesine kol kanat gerdiğini filan yazmışlar. Şener, bunların gözüne girmek için “şarap edebiyatı” parçalamıştı oysa!.. Şener’in böyle bir şey yapıp yapmadığına bakalım önce… Sayın Şener, “asla” diyor. Hadi, o bu meselenin tarafı olduğundan böyle söyleyebilir… Ama, aynı gazetenin yani Vatan gazetesinin aynı olay ve kişiler hakkındaki bir başka haberine bakıyorsunuz; ben üşenmedim baktım: 15 Aralık 2004 tarihli Vatan’da, Abdüllatif Şener’in bu rüşvetçilikle suçlanan adamı, istifaya zorladığı iddia ediliyor!.. Gazete aynı, tavırlar farklı. Peki hangisi doğru… Ben inanıyorum ki, Şener adamı istifaya zorlamıştır. Bugünkü haber de tamamen asılsızdır. Kanaatimi dile getirdikten sonra “esasa” geçeyim: Şener bugün Vatan gazetesini yalancılıkla suçluyor… Doğrudur… öyledir… Lâkin, Vatan Sayın Şener’in, özellikle kapatma davasından sonra, çok yakın ilişkiler içinde olduğu Doğan grubunun gazetesi değil mi?.. Şener, bu süreçteki malum duruşuyla, Doğan’ın hoşuna gittiğine göre… Niye saldırdılar böyle?..
—Niye?..
—İki ihtimal var: Ellerinde Sayın Şener’i gerçekten zor durumda bırakacak bir malzeme tutuyor olabilirler!.. Bu durumda şantaj yapıyorlardır, kendisine… Bizim kontrolümüzde ol, yoksa!.. Böyle bir durum işte… Eğer böyle bir vaziyet yoksa, “Şener’in işi buraya kadar. Ondan Erdoğan’a alternatif lider çıkmaz” kanaatine varmışlardır da onun için satıyorlardır!..
İkisinden biri… Adamların böyle bir asparagasla hücuma geçmelerinin başka sebebi olabilir mi?..
—Vatan yazarı Necati Doğru…
—Doğru mu?..
—Evet, Necati Doğru…
—Necati’sini biliyorum da, Doğru’sunu çıkaramadım!..
—Neyse… O işte, “Şener neden susuyor” diye sormuş yazısında…
—Hem de Şener’i aramadan… Şener susmuyor ki… Bana konuştu işte. Vatan’ı yalanladı açıkça. Susmuyor ama sen aramıyorsun ki… Haberi yapmadan önce, saldıracağın adama söz hakkı vermiyorsun ki… Ya, neyi konuşuyoruz Allah aşkına… Adamlar, dört yıl önce Şener’i hem de aynı konuyla ilgili olarak göklere çıkartmışlar diyoruz… Bunun ötesi var mı? İlkesizlik işte… Soyadının “Doğru” olması, “doğru” davranışlara yöneltmez ki kişiyi!..
—Sayın Şener’le Necati D’nin yazısından sonra görüştünüz mü?..
—Kendisi aradı. Görüştük… Gülüyor bu tür gazeteciliğe…
—Siz?..
—Ben, gülmüyorum… Meslektaşlarımın yaptıkları mesleğimin itibarına zarar veriyor… Bundan dolayı üzülüyorum!..
—Sayın Şener’in tavırları konusunda ne düşünüyorsunuz?..
—Kalbini kırmak istemem. Bu hassasiyet içinde şunu ifade edeyim ki; Şener ağzıyla kuş tutsa yaranamaz bu adamlara… Şarabın tadından başka her şeyini biliyormuş!.. Ya tadını da bilse ne olur ki?.. Adamlarda sahtesi değil binlerce orijinali var, şarap uzmanının… Sadece tadını bilmiyor, şaraba dil değdirir değdirmez, markasını, ne zaman imal edildiğini anlıyor… Sen de, tutmuş böyle bir söylemle göze gireceğini düşünüyorsun!.. Şener’i, A.H.C. durumuna düşürmek istediler… Ancak, ümit ediyorum ki düşüremeyecekler!.. Hatırlayın; A.H.C’yi hırsızlıkla suçlamıştı, “kapısına bağlamadan önce” Doğan medyası!.. Evvvet!.. Sakın Şener için de böyle düşünüyor olmasınlar!.. Yani, tıpkı A.H.C.’ye yaptıkları gibi. önce masonlar, rotaryenlerle filan tehdit ediyorsun. Hırsız filan diyorsun!.. Sonra, kapına bağlıyorsun!.. Doğan usulü!..



Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi