Serdar Arseven

Serdar Arseven

İsrail’le “barış” istiyorum!..

İsrail’le “barış” istiyorum!..

“Yangın diplomasisi” denilen...
İsrail’deki orman yangınını söndürme faaliyetlerine iki uçakla katılmamızın ardından,
Dışişleri Müsteşarımız Ferudun Sinirlioğlu’nun mevkidaşı ile buluşması, terör karşıtı Türkiye ile terörist İsrail’in anlaşmanın eşiğinde olduğunu mu gösteriyor?..
Dün Dışişleri’nden bilgi aldım.
Kendi cümlelerimle aktaracak olursam:
“Henüz o noktaya çok ama çok uzağız.
Sayın Sinirlioğlu ile (Sayın) Ciechanover arasındaki görüşmede Türkiye’nin tutumunda esneklik gösterebileceğine dair en ufak bir ima dahi olmamıştır. İki tarafın ortak metin hazırlaması gündeme gelmiştir ama ortadaki sıkıntı bir ortak metinle halledilebilecek gibi değildir. Kamuoyuna olağanüstü iyimser hava pompalamak yanlıştır.”
¥
Başbakan Erdoğan, İsrail’in “yanaşma” çabasına ancak “Akdeniz’e dökülen kanın temizlemesi halinde” karşılık verebileceklerini ifade etti.
Açıklama son derece isabetli de...
Dökülen kan nasıl temizlenir?
Hemen belirtelim:
Bu kan ancak Mavi Marmara baskınında şehit edilen, yaralanan, zulme uğrayan kardeşlerimizin “yola çıkma amaçlarına” ulaşıldığında temizlenmiş olur!..
Yani...
İlk şart;
Ambargonun kalkması!..
Para, pul, özür, bunlar yan unsurlar.
Olması lazım ama asla ve kat’a yeterli değil.
Nitekim; şehit yakınları, hem İHH İnsani Yardım Vakfı’nın genel merkezinde düzenledikleri basın toplantısında, hem de bire bir görüşmelerimizde, “Şehitlerimizin oraya gitmelerinin bir hedefi vardı. Bizi ancak o hedefe ulaşıldığını, yani ablukanın kalktığını görmek rahatlatır” dediler.
Bu aşamadan sonra kimse çıkıp “reelpolitik”ten filan bahsetmesin.
Bazı medya organlarında yer bulan “İsrail’le ilişkilerin bozulması bizi her platformda zor durumda bıraktı. AB üyeliğimiz bile tehlikeye düştü” yaklaşımının dayanağı yok.
Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri çok iyiyken, hatta terör devleti İsrail “terörle mücadele alanındaki”(!) en büyük müttefikimiz iken, AB’ye yaklaşmış filan değildik.
Fransız “Sarko”su tarafından ilan edilen “70 milyon Müslüman’ı içimize alamayız” yaklaşımı AB ülkeleri kamuoylarının görüşünü yansıtmaktadır.
Türkiye, yakın ve orta vadede AB’ye alınacak değildir ve AB de Türkiye’nin girebileceği tarihe kadar bir ve bütün olarak ayakta kalabilecek değildir.
Türkiye’den çıkmayanların göremediği gerçek; AB hızla tükeniyor ve Türkiye gittikçe AB ülkelerinin vatandaşlarının sığınacağı “iş kapısı” haline geliyor.
Bu böyleyken AB’yi “sığınmak zorunda olduğumuz bir medeniyet projesi” olarak gösterenlere ve bu tez üzerinden “İsrail desteğine muhtacız” propagandası yapanlara kulak asacak halimiz yok.
Türkiye İsrail’e muhtaç değil ama İsrail’in Türkiye’den başka “açılım” imkânı bulunmuyor.
Bu topraklarda İsrail karşıtlığının yükselmesi, bu topraklar üzerinde “derin hesapları” bulunan İsrail’i ziyadesiyle rahatsız ediyor...
Türkiye, Mavi Marmara baskınının İsrail üzerindeki baskısından istifadeyle “abluka”nın kaldırılmasını sağlayabilir.
Bu arada;
Hükümetin muhtelif önde gelenleri aracılığıyla ilan ettiği WikiLeaks belgeleri “İsrail işi” saptamasına da dikkat çekmek lazım.
İsrail, tam da bu belgelerin ortaya döküldüğü günlerde Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarına hız verdi.
Sağda solda, İsrail’in orman yangınını “ilişkileri düzeltmek için” çıkarttığına dair iddialar bile dolaşmakta.
Bu iddialar ne kadar sağlıklıdır bilemem.
Lâkin, Türkiye’nin eline büyük bir fırsatın geçmiş olduğu âşikar.
Allah rahmet eylesin; Mavi Marmara şehitleri ile İsrail ambargosunu delmek için gövdelerini siper eden diğer kahramanlarımızın hedefine şimdi ulaşabiliriz.
İHH’da bir araya gelen şehit yakınları, İsrail’in canını yakacak kadar tazminat ve açık özür talebinde bulundular ama...
Bunlardan çok daha önemlisi...
Ablukanın, ambargonun bir an evvel kalkmasını “olmazsa olmaz şart” olarak öne sürmeleri.
Bu talebe kim itiraz edebilir?..
Ve İsrail’i “şehit yakınları” adına kim affedebilir?..
İşte...
İHH, ambargoyu delmek için “yeni bir filo” göndereceğini açıkladı.
İsrail, İHH’nın ve diğer bütün sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine engel olmayacaklarını açıklarsa ne alâ.
O zaman...
Yurtta sulh, cihanda sulh!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi