Serdar Arseven

Serdar Arseven

Babacan, Şener, Çiçek... Kartelin üç atlısı!..

Babacan, Şener, Çiçek... Kartelin üç atlısı!..

Zaman gazetesinde yazılmıştı o günlerde:
“(…) Ali Babacan’ın ‘Bilderberg’ toplantısına gitmesini nasıl değerlendirmek lazım?
Fazlasıyla sürpriz ve şaşırtıcı olduğu ortada.
Hiç kimse AK Parti’nin ana çizgisine mensup bir ismin günün birinde Bilderberg’e katılacağını tahmin edemezdi. çünkü AK Parti’ye vücut veren çevrelerde ‘Bilderberg’in namı hiç de hoş değildir, üzerinde yoğun kuşku bulutları vardır, toplantıya katılanlara pek iyi gözle bakılmaz. Bilderberg, masonluk ve siyonizmle irtibatlı, dünyayı bu grupların çıkarları doğrultusunda yönetmek için her yerde siyaseti düzenleyen örgüt olarak değerlendirilir. Ve Bilderberg toplantısına katılanlar, yerli ve yerel olma özelliklerini yitirmiş, dışarısıyla irtibatlı, mensubu oldukları kurumun değil, niyet ve düşünceleri alabildiğine gizli örgütün adamı gibi görülür. Ecevit ile Demirel’in, Bilderberg’e katıldığı bilinir ve bu bugüne kadar bir ‘siyasi arıza’ olarak sunula gelindi. Uzun süre siyasetin zirvelerinde dolaşmalarının altında Bilderberg’in etkisi olduğu iddiaları öne sürüldü.”
Evet… Yazının özellikle son cümlesi dikkat çekici… Kişiselleştirecek ve güncelleyecek olursak… “Bilderberg’e akredite olmak, Ali Babacan’ı Başbakanlığa taşır mı?”

“Amansız Erdoğan düşmanı” Doğan medyası, bugünlerde onu işaret ediyor…
çoğunda bir numara…
çok daha ileri giderek; “Karar verildi; Tayyip bitmiştir. Şu anda Babacan'ın Başbakanlığı için her şey hazırlanıyor. Gül Cumhurbaşkanı, Babacan Başbakan olacak. Ve başkanlık sistemi kurulacak” diyen bile var…
Buna benzer yorumlar…
Peki… “Bilderberg desteği”, “Kartel desteği”, onu Erdoğan’a göre çok daha “uzlaşılabilir” bulan “ABD’nin, AB’nin desteği” Babacan’ı Başbakanlığa taşıyabilir mi?.. Meclis’te, bazı AK Parti önde gelenleriyle bunları konuşuyoruz… Söylenen:
“Taşıyabilir de…”
- ‘De’ si ne?..
- önemli olan ondan sonrası. Babacan, bu kadroyu bir yerlere taşıyabilir mi?..
- Biraz daha açacak olursak?..
- Böyle bir siyasi aktör, seçmenden destek alabilir mi?..

Evet, Ali Babacan’la olur mu?.. Bakın, neleri konuşuyoruz… Sanki, AK Parti kapatılmış da… Kim Başbakan olacak, onu tartışıyoruz!.. Hem de AK Parti önde gelenleriyle… Tuhaf mı?.. Değil!.. Zira, AK Parti'nin kapatılmayacağına zerre ihtimal veren AK Partili yok gibi… Hava böyle… Anayasa Mahkemesi’ndeki “Sezer ağırlığı”ndan bahsedenler var… Dava bir yana… “ABD’nin de Recep Tayyip Erdoğan’ı yemeye karar verdiği” de yabana atılamayan bir değerlendirme…
Vaziyet böyle olunca, AK Partililerin “Yeni Başbakan” arayışına katılmaları normal… İsimler de, bu çerçevede geliyor gündeme…
Ali Babacan, ABD, Bilderberg ve tabiî Avrupa Birliği çevreleriyle iyi ilişkilerinden dolayı, bilhassa “piyasaları” rahatlatıcı bir isim olarak işaret ediliyor…
Bunu söyleyerek Babacan’a şans verir gibi görünen AK Parti önde gelenleri şunu eklemeyi de ihmal etmiyor:
“Ali Babacan kitleleri peşinden sürükleyecek bir devlet adamı değil. ‘Demirel'in çiller'i’ gibi… Dış çevrelerin desteğini alabilir. Ancak, seçim kazanamaz!..”
Efendim; bu mütevazı sütunda, “kartelin üç adayına” yer verecek olmamızdan dolayı daha fazla uzatmadan Abdüllatif Şener’e geçelim…
Kendisini uzun yıllardır tanıyorum…
Milli Görüş’te politika yaptığı dönemlerde çok iyiydi aramız…
AK Parti’li Bakan olarak görev yaptığı yıllarda da iyiydik…
Son zamanlarda; biraz limoni.
Vakit’in kendisini çok eleştirdiğini söylüyor…
Bundan şikâyetçi olan da, “AK Parti’de eleştiri kültürünün gelişmediğinden” şikâyetçi olan bir politikacı!..
Neyse; kendi adıma şunu ifade edeyim ki; Şener’in parti kurmasının sakıncası yok!..
Sayın Şener’in bir alternatif olarak ortaya çıkması, siyaseti hareketlendirir…
Ve, AK Parti-CHP ikilisine mahkûm edilmiş ülkeyi rahatlatır!..
Lâkin, şöyle bir vatandaşın nabzını tuttuğumda, “Abdüllatif Bey’e şans tanımayı telkin eden” bir hava göremiyorum…
Şarabın “tadından belki her şeyini bildiğini” “göze girme çabası” olarak nitelendirilmeye müsait bir biçimde ilan etmeseydi…
Ne bileyim; “Doğan medyasında Cumhuriyet kökenliler hakim” ya…
Oraya pas atarcasına; “Eski marksist” olduğunu filan söyleme ihtiyacı hissetmeseydi…
“Derin medyaya rağmen bir şey yapılamaz” zannındaki bir politikacıymış gibi, kanal kanal dolaşarak, darağacındaki “partisi”ne yüklenmeseydi…
Karakterine uygun olmadığı halde, “Brütüs” rolüne bürünmeseydi!..
“Birinci isim” olarak değilse de…
Siyasette etkili bir güç olarak devam edebilirdi…
Şimdi düştüğü duruma bak…
AK Parti’ye oy veren yüzde 47’lik kitle, kapatma davasının esasen AK Parti’yi değil de, kendi iradesini hedef aldığını düşünmekte…
Ve Şener’in ifa ettiği role de bu kanaatle kıymet biçmekte!..
Geriye kalan yüzde 53’lük kitlenin de, en az yüzde 35-40’ının kapatma davasını bir “haksızlık” olarak gördüğü bilumum anketlerin verisi…
Şimdi tam da böyle bir ortamda, kapatma davasını “alkışlamış” olan medya organlarında boy gösterip, bir şekilde “mağdur” kontenjanına alınmış olan Erdoğan’a ve arkadaşlarına hücum etmesinin mânâsı, izahı, siyasi akla uyar tarafı var mı?..
Şener’inki iyi bir rol değil… Rol sadece!..
Geçelim… Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil çiçek’e…
Kendisiyle, 1 saat boyunca birlikte olduk…
Yazacaklarımız var, yazılmamak üzere söylenenler var…
Kamuya açık beyanları bir araya getirebilecek bölüm:
“Bazı yazarlar beni dolmuşa bindirmek istiyor… Başbakan adayıymışım!..
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden evvel de benim Köşk’e oynadığımı söylüyorlardı…
Eve, işe gidip gelirken çok dolmuşa bindim, ama siyasette dolmuşa binmem!..”
Bunları söyledi…
Başbakan’ın görevinde kalması için (Ya da Parti'nin kapatılmaması için) gece-gündüz çalıştıklarını vesaire…
Birileri onları bölmek istiyor…
Bu birileri, daha ziyade bizim “kartel” tabir ettiğimiz gruplardan… (Doğan medyası filan!..)
AK Partililer, bu tuzaklara düşmezler…
çünkü sadece “partidaş” değil, aynı zamanda “Kardeş”ler!..
Umumi beyanlardan bazılarını buraya aldık…
Daha fazlasını haber sayfalarından takip edersiniz…
Bize mahsus sohbete gelince…
Oradan da, sanki…
“Başbakan olacağına inanmıyor” gibi bir izlenim edindik!..
Bana göre de Cemil çiçek, devletin belli hassasiyetlerini idare etmeye çalışan her partiye lazım bir devlet adamı…
O da “birinci isim” olarak seçim kazandıramaz!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi