Kemal Abi'ye 22 puanlık tüyolar...
-Günaydın çocuklar, bugünün programı nedir; ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz, ne dağıtıyoruz, neler söylüyoruz?-Hadis-i Şerifli çıkartma kartlarımız çok tuttu Kemâl abi; bugün bütün basın, bu kartlardan bahsediyor. En az iki puan koyarız bu kartlarla.
-Yav, böyle şeyler bana pek şey gelmiyor ama, bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyâmete derler ya; öyle oldum ben artık galiba...
-Boşver Kemâl abi, atın ölümü arpadan demişler; biz sağ vurdukça herifler sersemliyor, şaşırıp kalıyorlar!
-Ne demek oğlum atın ölümü arpadan filan? At kim, arpa kim; biraz terbiyeli olun bakiim... Haa, şöyle; şimdi programa geçelim. Yeni ne var?
-Abi, diyorum ki ben, bu sağcı seçmenler Arapça yazılı levhalara bayılırlar; onlardan yaptırıp dağıtalım; meselâ şöyle: "Garîk-i bahr-i isyânım / Oy verin ey Müslümanlar"
-Ne demek oğlum bu şimdi; mânâsını bilmediğimiz lâflarla fazla oynarsak elimizde patlar. Arı-duru Türkçesi yok mu bunun?
-Şöyle oluyor Kemâl abi: "İnkâr okyanusuna batmışım / Biraz destek verin de şu seçimi kurtarayım ey Müslümanlar!"
-Tövbe estağfurullaah; yediğin nâneye bak be; geçiniz bunları, başka?
-Benim aklımda parlak bir proje var ama, zaman yetmez diye çekiniyorum Kemâl abi. Şöyle: Bir haftalığına umreye gitseniz?
-Len kerata, bir hafta sonra seçim zaten. Sabah gidip akşam dönsem haydi neyse. Sorun bakalım bizim ilerici hocalara, oluyorsa sıkıştıralım araya; başka başka?
-Fesli fotoğrafınız büyük sükse yaptı başkanım; bir de sarıklı bir şey yapsak diye düşündük biz dün kendi aramızda, değil mi arkadaşlar?
-Evet Kemâl abi; Fatih Sultan Mehmed'e benziyorsunuz zaten; beyaz bir at, beyaz sarık, işlemeli bir kaftan, kaftanın sol cebine sekize katlanmış Cumhuriyet gazetesi koyuyoruz, logo görünecek şekilde, sağdakine Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya'sı... Şerefsizim Time'a bile kapak oluruz bu buluşla.
-Olmaz; Kısas-ı Enbiya dört cilt oğlum; kaftanın cebine sığar mı?
-Amaan Kemâl abi, bugünlerde yaptığınız şeylerin hangisi cebe sığar şeyler ki zaten; kalmış bir hafta, arada var yirmi puan. Mecburen seçmeni tersköşeye yatırma taktiği yapacağız. Gördük işte, dürüstlük ayağı tutmadı, nitekim sağda solda "organize beceriksizlik" filan diye maytap geçiyorlar!
-Tabii bu arada torun meselesi bizi çok kötületti başkanım; sabî daha on aylıkmış, hani dişlerini çıkarmış olsa yine bir şeyler yapardık ama...
-Moralimi bozuyorsunuz, doğru düzgün bir şey söyleyin bari. Eşek yüküyle para şeydiyoruz burada.
-Bende bir fikir var ama çekiniyorum Kemâl abi; en az on puan garanti ediyorum anketlerde... ama kabul etmezsiniz!
-Nedir nedir?
-Baykal'a vuracaksınız Kemâl abi; bu işin uçarı-kaçarı kalmadı. Diyeceksiniz ki bu adam asırlık partiyi şahsi çiftliği yaptı; seçimlerde çaka çaka başı döndü. Şimdi de tutmuş Ergenekon sanıklarının avukatlığını yapıyor...
-Yok daha neler; olur mu yav?
-Olur olur; zaten âkıbet mâlum Kemâl abi; seçimlerden yenik çıkınca size artık partide mevtâ muamelesi çekecek bu adam.
-Mm, fena fikir değil; aslında ben de öyle düşünüyorum ama..
-Bugün cuma başkanım; şöyle hep beraber cuma namazına gitsek iyi olur; basına da duyururuz. Çekeriz seçim otobüsünü Ayasofya'nın önüne, kolları sıvayıp pantolon paçalarını çemirleyerek şöyle döke-saça, göstere göstere birer abdest alırız; İstanbul yıkılır valla, ü-üüf!
-İyi ama evlâdım, Ayasofya müze yapılmadı mı yıllar evvel?
-Bravo Kemâl abi; buluş da burada zaten. Korumalar bizi içeri almayacak; biz de hasırları Ayasofya'nın bahçesine serip...
-Sahi yav; muhallebici çatlar valla hasetten; oniki puan da burdan götürsek; ne yapar? On ordan, oniki de burdan 22. Aldık gitti seçimi be. Yürüyün bakalım Ayasofya'ya gidiyoruz. Ha, bu arada Ayasofya'da kıble ne tarafa düşüyor, bilen birisi de olsun yanımızda, rezil olmayalım!
-Büyüksün Kemâl abi; yolda da tekbir-tehlil getiririz, salâvat-ı şerifeler, ilâhiler okuruz...