Bize Şefaat Et Efendim
Vaktiyle fakr u zarûrete düşen bir seyyid, Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyâsında görür. Efendimiz, bir devlet adamının adını vererek gidip selâmını söylemesini ve ondan yardım istemesini söyler. Seyyid, ertesi gün adamın sarayına gider ve rüyâsını anlatır. Adam şaşırır. "Anlamadım. Kime, kimden selâm getirdin?" diye sorar . Seyyid, "Peygamberimizden sana selâm getirdim." diye tekrâr eder. Adam yine sorar; seyyid yine aynı cevâbı verir. Mesele böyle uzar; soru sürekli tekrâr edilir. Seyyid sonunda "İşte Dedem'den sana selam getirdim." der. Adam bir daha sorar. Artık canı sıkılan seyyid konuyu uzatmak istemeyince, adamcağız üzgün bir şekilde şöyle der:
-Niye sustun. Tekrâr ettiğin kadar kese altın vermeye hazırdım.
Şu muhabbete bakar mısınız? Bu Peygamber âşığı, değil rüyâsında görmek, bir başkasının rüyâsında gönderilen selâm için bile servetini bağışlamaya hazır.
Bir hocam " Peygamberimizi tanımayan , sevgiyi tanıyamaz. O'nun ümmetine olan sevgisini bilmeden olmaz. " derdi.
Kimsenin birbirini tanımadığı o mahşer günündeki tek güvencemiz bu sevgi değil mi? Her günâhımıza, her kusurumuza rağmen, ümmetinden olmanın şerefi imdâdımıza yetişmeyecek mi? Bizler cehennem ateşinin korkusuyla tir tir titrerken O, ateşe, yağmur bulutu gibi su serpmeyecek mi?
Riyânın ve ihânetin altın devrini yaşadığı şu günlerde, O'na olan muhabbetimizde riyâdan Allah'a sığınmalıyız. Günâhlarımız boyumuzdan fazla. Öbür tarafta Cenâb-ı Hakk'a naz edeceğimiz bir sermâyemiz varsa o da O'nun ümmetinden olmaktır. Birbirimize yeterince rol yapıyoruz. Birbirimizi ve sevgilerimizi yeterince kullanıp işi bitince kaldırıp atıyoruz. Hakkı, adâleti sakız gibi çiğneyip, işi bitince yere tükürüp üstüne basıyoruz.
Herşeyde riyâya saptık. O'na muhabbette riyâdan kaçalım. Dünyalık işlere, iktidar fantezilerimize, O'na olan muhabbetimizi bulaştırmayalım. O'nun iktidar hırsı, kibiri hiç olmadı. O, Mekke'yi fethe giderken, yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpeği askerler rahatsız etmesin diye başına nöbetçi dikti. Fetihden sonra, sirke ve ekmek ile karnını doyurdu. Dünya târihi, böylesine muzaffer bir kumandanın tevâzusuna bir daha şâhit olmadı.
Ben O'nu rüyamda hiç görmedim. Göreceğimi de zannetmiyorum. Görmek için dua etmeye bile yüzüm yok. Tek bildiğim, ümmetinden olduğum için çok tâlihli olduğum.
O mahşer gününde "Ümmetim! Ümmetim!" dediğinde, utanmadan sıkılmadan şemsiyesinin altına girmek istiyorum. Velev ki en arkada sırada bile olsam…
Bu yüzden O'nun aleyhinde konuşulan bir yerde durmam. Bir tartışmaya girmem. Kazâra şâhid olduysam konu uzamasın, hakkında kötü bir söz söylenmesine sebep olmayayım diye susarım. Ne karikatürlere bakarım ne de Ekşi Sözlük'de yazanlara. Tekrâr tekrâr Su Kasidesi'ni okurum. Çağrı filmindeki putları bir bir indirdiği sahneyi ağlayarak seyreder; ölmeden bu sahneyi yaşamayı hayal ederim. Korkularım ağır basınca, mağaradan gelen "Korkma!" sesine kulak veririm.
Hiçbir şeyinden şüphe etmem. Ne evlilikleri ne de başka bir şey. O yapmışsa doğrudur. O söylemişse doğrudur o kadar.
Ülkeme sığınan muhâcirlere gücümün yettiğince yardım ederim. En büyük Muhacir'in hürmetine….Zulme gücümün yettiğince karşı dururum. En büyük Mazlum'un hürmetine…Yetimin hakkından korkarım. En büyük Yetim'in hürmetine..
Tek derdim, "Ümmetim! Ümmetim!" dediği zaman yüzüne bakmaya yüzüm olsun.
Ya Rabbi!
Bizi O'nun ümmeti olmakla şereflendirdin. O'na muhabbetimizi istismâr etmekten sana sığınırım.
Mücâdelemizi, dinimize hizmeti O'nun mücâdelesi ile kıyaslamaktan sana sığınırım. Nispetten sana sığınırım. O'nun olduğu yerde biz kimiz ki?
Üç kuruşluk makamlar ellerinden alınınca süratle taraf değiştirenler, her makamı reddeden Peygamberimizi ne kadar tanıyorlar acaba? Güçlerine güç kattıkça, O'nun bir Peygamber olduğunu unutarak nihâyetinde bir devlet başkanı olduğu ve eşitlendikleri yanılgısına düşenlerin sürç-i lisânlarından sana sığınırım.
Sürç-i lisân edenlere haddini bildirmeyen âlimlerden sana sığınırım.
Kurmaca mücâdelelerine, nasılsa ispâtı olmadığı için O'nunla ilgili rüyâlarını, halisünasyonlarını ve yalanlarını âlet edenlerden sana sığınırım.
Ey Garibler Garibi! Ey Yetimler Yetimi!
Senin ümmetin olmaktan daha şerefli bir makam bilmiyoruz. Gül kokusundan daha güzel bir koku bilmiyoruz. Oğlumuza Mehmed, kızımıza Gül'den daha güzel isim bilmiyoruz. Biz seni görmeden seviyoruz. Bize hiç görünmesen de olur. Mahşer günü, güzel yüzüne tam susamış oluruz da vuslat çeşmesinden kana kana içeriz inşallah. İçmeye yüzümüz olur inşallah.
O gün, bize şefaat et Efendim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.