Cami, Rum okulu, Milli Eğitim...
Neler oluyor, kim nasıl bir strateji takip ediyor, ya da gerçekten bir strateji var mı, merak ediyorum doğrusu.
Bu ülkenin gerçekten şöyle dört başı mamur, ayakları yere basan, adım adım takip edilen bir dış politika stratejisi, ya da uluslararası hedefleri var mı? Gelişmelere, gidişata bakılırsa bunlardan kuşku duymamak elde değil.
Eskiden en azından bir Kızıl Elma Ülküsü vardı strateji olarak; ya da millet-devlet eliyle İlay-ı Kelimetullah davası sürdürülüyordu. İşte böyle ülküler takip edilirken, paralelinde bir dava vardı, ideal vardı, strateji vardı, hedef vardı. Tarihe bakıyoruz da, o zamanlar dünyaya hükmetmişiz, ya da dünyaya yön verenler arasında yer almışız. Ya bugün?
Ele alınacak o kadar çok şey var ki, hepsine bir seferde değinmek mümkün değil taktir edersiniz ki. İyisi mi, yeni bir gelişme üzerine bir örnek mukayese yaparak ne demek istediğimizi anlatmaya çalışalım. Şimdi dikkatinizi iki habere çekmek istiyorum. Birinci haber ülkemizden, ikinci haber ise komşumuz Yunanistandan.
Haber-1: Milli Eğitim Bakanlığı, Gökçeadada 1964te kapatılan Rum okuluna 48 yıl sonra açılış izni verdi. Adada yaşayan Rumların talebini kabul eden Milli Eğitim Bakanlığı, Azınlık Vakıfları Temsilcisi Laki Vingasa Gökçeadada okul açılması için gerekli girişimlerin yapılabileceğini iletmiş. Topu topu 180 Rumun yaşadığı Gökçeadada öğrenci sayısının çok kısıtlı olacağı bilinmesine rağmen bu iznin verilmesi dikkat çekici. Ama Laki Vingas, 10 öğrenci bile olsa bu çok önemli, çünkü gelecek için bir umuttur diyerek, önemli olanın kazanım olduğunu, kazanılmış hakkın bugünkü dünya konjonktüründe elden kaçırılmasının da mümkün olmadığını bildiğini göstermiş oluyor. Şimdi 1964te Gökçeadadan ayrılan Rumların geri dönüşü konuşuluyor. Yani Ege Denizinde Türkiyenin elinde kalan iki önemli adadan birinin tam bir Rum üssü olması için ne gerekiyorsa yapılacağı gün gibi ortada. Bunu sağlayan da bizim Milli Eğitim Bakanlığı. Zaten kararın hemen ardından, Yunanistandaki Gökçeadalılar Cemiyeti Başkanı Kostas Hristoforidis, Okul, adaya dönmek isteyen ailelerin kararında etkili olacak diyerek girişimlere hemen başlandığını ifade ediyor.
Haber-2: Yunanistanın Attika bölgesinde 700 bin Müslüman Türk yaşıyor. Ancak bunlar tam bir parya muamelesi görüyorlar. Hatta Yunan Hükümeti Müslümanların ibadethane açmalarına bile müsaade etmiyor. Nitekim Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu Başkanı Halit Habiboğlu; Yunanistanın 2 yıldır, tahsis edilen yere cami yapımına izin vermediğini, cemaatin bodrumlarda ve garajlarda namaz kıldığını söylüyor. Batı Trakyada Türk azınlığın yaşadığı İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç illerine hemen hiçbir yatırım yapılmıyor. Üstelik, bu bölgelerdeki eğitim müfredatında geçmişte ağırlıklı olarak Türkçe kullanılırken, bugün ağırlıklı olarak eğitim müfredatı Yunanca. 1967 Albaylar Cuntasından önce eğitim-öğretimde özerk yapı varken, bugün Müslümanların kendi dilleriyle eğitim hakları engellenmiş durumda. 700 bin Müslüman için yaklaşık 100 civarında mescid var; ama bunların büyük bir çoğunluğu binaların bodrum katlarında, ya da garajlarında bulunuyor. Niye mi? Çünkü Yunanistan, cami yapımını engelliyor.
Görüldüğü gibi, Türkiyedeki Rumlar her geçen gün yeni haklar elde ederlerken, vakıf varlıklarını geri alırlarken, okullarını açarlarken, Patriklerinin ekümeniklik iddiası fiilen kabul görmüşken, kendi eğitim sistemlerini geliştirirlerken; buna mukabil Türkiyedeki Rum nüfusun hemen hemen 300 katı bir sayıda olmalarına rağmen, Yunanistandaki Türk-Müslüman unsur, her geçen gün haklarını kaybediyorlar, ibadet etmeleri için cami yapımına müsaade edilmiyor, okullarında Türkçe geri plana itiliyor... Bu nasıl bir durumdur, anlayan izah etsin!
Lozan Andlaşması gereği Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları için tanınan haklar arasında karşılıklılık esası vardır. Birine hangi haklar tanınırsa, diğerine de aynı haklar tanınacaktır. Buna göre, eğer Türkiye Rumlara vakıf varlıklarını iade etmişse, eğitim ve okullaşma haklarını tanımışsa, ya da başka bir hak vermişse, Yunanistan da aynı hakları Batı Trakya Türklerine vermek zorundadır. Ya da tam tersi, eğer Yunanistan oradaki Türklerin eğitim, dil, ibadet, vakıf varlıkları gibi haklarını kısıtlıyorsa, Türkiye de buradaki Rumların aynı husustaki haklarını kısıtlayabilir. Ancak ne gariptir ki, dış politika yapımcıları Rumlara her istediğini verirken, mütekabiliyet şartını da gözardı ederek, Yunanistanın Batı Trakyadaki Müslüman Türklerin haklarını alenen kısıtlamasına göz yumabiliyor. Hatta bu hususun bir devlet politikası olarak takip edildiğine, ya da siyaseten olsun dile getirildiğine dair herhangi bir tavrı da göremiyoruz.
Bu arada, bütün bu kazanımlara rağmen Rum Patriği Türkiyede kendimizi çarmıha gerilmiş gibi hissediyoruz diyebiliyor da, Türkiyede, Yunanistandaki Müslümanların gibiden de öte, zaten çarmıha gerilmiş halde olduklarını söyleyen ve etkin girişimlerde bulunarak mütekabiliyet şartlarının gereğinin yerine getirilmesini isteyen bir tek yetkili göremiyoruz.
Türkiyede Patrikhane fiilen ekümenik, Rum okulları açılıyor, Ruhban Okulunun açılması için kamuoyu hazırlanıyor, Rumlar her türlü maddi ve manevi haklarını alıyorlar. Ama Yunanistanda camiler yasak, Türkçe eğitim yasak, Türklerin hiçbir hakları yok. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığı, Hıristiyan Rum okullarının açılmasına imkan verirken, Müslüman öğrencilerin dini hayatlarına dair bir çalışma yapmıyor.
Bunu nasıl yorumlamak gerekiyor?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.